Meriç Aktaş

Doç. Dr. Mustafa Bulat ile...
Facebook'ta paylaş

ANADOLU KÜLTÜRÜNDE MODERN SANATI TEMSİLCİSİ

DOÇ. DR. MUSTAFA BULAT İLE...

11 Ekim 2013

 

 

bugungugece.com sayfası için...

 

 

Söyleşiler

 

Heykel üzerine...

Anadolu kültüründe modern sanatın temsilcisi; heykel sanatçısı ve öğretim üyesi Doç. Dr. Mustafa Bulat ile bir söyleşi gerçekleştirdim.

 

 

Erzurum’da Güzel Sanatlar Fakültesi’nin kurulmasındaki amaç ve oluşum öncesi yarattığı ihtiyaç neydi? Kuruluş sürecinde sizin üniversitenin diğer üniversitelerden farkı var mıydı?

Atatürk’ün isteği üzerine, Atatürk Üniversitesi’nin kuruluşu 1957 yılında gerçekleştirilmiş, 56 yıllık birikimi, kurumsallaşmış alt yapısıyla bölge üniversitelerinin kurulmasına öncülük yapma misyonunu yerine getirmesiyle, batı illerindeki üniversitelerimizin kuruluşuna da önemli katkılar sağlamıştır. Yine de bu birikimleri bünyesinde barındıran Atatürk Üniversitesi’nde, sanatsal alt yapı ve ortamını oluşturmak çok kolay olmamış, ancak, yirmi iki yıllık sancılı bir süreçten geçerek bugünkü birikimlere ulaşılabilmiştir. Ülkemizde Güzel Sanatlar eğitiminin verildiği ilk kurum, Güzel Sanatlar Akademisi olmuş, akademiye alternatif olarak Başkentte, sanatçı öğretmen yetiştiren Gazi Eğitim Enstitüsü, Cumhuriyet’ den sonra, 1926’lı yıllarda kurulmuş ve bu iki kaynak, ülkemizde sanatın yaygınlaşmasına önemli katkılar sağlamıştır. 1957 yılında da Bauhaus anlayışıyla, Tatbiki Güzel Sanatlar Akademisi, ülkemiz sanayisinin üretmiş olduğu endüstriyel ürünlere estetik biçim kazandırmak ve sanayimize yaratıcı tasarımlar verebilecek elemanları yetiştirmek amacıyla kurulmuştur. Bölgenin bu ihtiyacı; 1980 sonrası Yök’ün almış olduğu karar doğrultusunda, her üniversite bünyesinde Güzel Sanatlar Fakülteleri kurulmaya başlanmasıyla, Atatürk Üniversitesi’nde, 1992 yılında bu yasadan yararlanarak Güzel Sanatlar Fakültesi’nin kuruluşu gerçekleştirilmiştir. Anadolu’nun doğusunda, zengin kültürel bir geçmişe sahip Erzurum’da, Plastik Sanatlar alanına büyük gereksinim duyulmuş, kurulan fakülte, bölgenin sanatsal anlamında beslenebilmesi için, eksik kalan bu sanat boşluğunun doldurulmasında önemli katkı sağlamıştır. Bölgesinde, öncü konumuyla, İpekyolu üzerinde yer alması ve Kafkas ülkerine de geçiş konumunda bulunmasıyla, Atatürk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi, hala önemli bir misyonu elinde bulundurmaktadır.

Bu amaç doğrultusunda 1999-2000 yıllarında Heykel Bölümü’nü kurma görevini üstlenerek,  lisans ve yüksek lisans programına öğrenci alımıyla eğitim ve öğretime başlanmıştır. İlk mezunlarını da 2004 Haziran ayında vermiş,  bu sene de 11. dönem mezunlarını verecektir.

Ülkemizin Doğusunda, Çağdaş Sanat üretme sürecinden biraz bahsedebilir misiniz? Kolay ve zor yanları nelerdir?      

Anadolu’nun Doğusunda sanayinin gelişmemesi, bu bölgedeki toplumların sosyo-ekonomik yapısının gelişimini de olumsuz yönde etkilemiştir. Ekonomisi gelişmeyen toplumlarda sanatın gelişmesi de mümkün olamamaktadır.   Heykel sanatında geri kalmışlığımız incelendiğinde, bunun toplumumuzun sosyo-ekonomik, sosyo-kültürel yapısından kaynaklandığı görülecektir. Bir sanatçı ne kadar iyi yetiştirilirse yetiştirilsin eğer sanatını uygulama alanı ve olanağı bulamıyorsa, diğer ekonomileri gelişmiş ülkelerdeki gibi sanatsal bir gelişim düşünülemez. Sanata arz talep olmadan, toplumların sanatçıları çoğalamaz ve sonuçta o dalın özgün, çağdaş ürünleri de yaratılamaz. Heykel plastik sanatların içinde, sorunları en zor ve en ağır olanıdır. Bu nedenle ülkemizde heykel sanatçısı sayısı, sanat tarihinin her döneminde diğer plastik sanat dallarına göre daha az olmuştur. Bir de ülkemizin bu dalın gelişmesi için olumlu bir ortamının olmayışı, bizde heykeltraş sayısını iyice azaltmıştır. Tüm bu olumsuzluklara rağmen fakültemiz heykel bölümü sürekli kendini yenileyerek ilerlemesini gelişimini sürdürmektedir. Heykel Bölümü dört yıllık eğitimi süresince temel dersler olarak, Desen, Modelaj, Teknik Çizim Perspektif, Artistik Anatomi, Atölye, Türk Dili, Temel Sanat Eğitimi, Genel Sanat Tarihi derslerini alarak heykel alanında becerilerini geliştirmektedirler. Heykel alanında çeşitli teorik dersler alarak mesleki anlamda bilgilerini artırırlar. Bu derslerin yanı sıra Sanat Tarihi, Çağdaş Sanat ve Yorumu, Estetik gibi teorik derslerle desteklenirler. Ülkemizin ihtiyaç duyduğu üç boyutlu, iç mekan ve dış mekan tasarımı yapabilen heykeltıraş adaylarının yetiştirilmesi bölümümüzün önemli misyonu arasındadır.

 

Sanatın Toplum üzerine etkisi nasıl olmuştur?

Toplumların ve kentlerin çağdaşlığını belirlemede sanat çok önemli bir yer tutmaktadır. Eğer yaşadığınız kentin meydanlarında heykeller yoksa o kentin çağdaşlığından söz edilemez. Yeni eserler ortaya koyarken yaşadığımız toplumun olguları çok önemli bir yer tutmaktadır. Bir sanat yapıtını oluşturmada sanatçı sürekli halkla iç içedir. Sanatçı yaşadığı toplumun kültüründen beslenir, bundan dolayı, sanatçıyı içinde yaşadığı toplumdan ayrı düşünmek olanaksız olsa gerek… Bir sanatçı içinde bulunduğu toplumunun lokomotifi durumundadır. Sanatçı yapıtlarını ortaya koyarken toplumdan gelecek olumlu-olumsuz eleştirileri düşünmek durumunda olamaz… Sanatçıların, toplumları kendilerini anlasın diye sanat yapma zorunluluğu olamaz. Böyle olduğunda o toplumda bir ilerlemeden söz edilemez. Yaşadığımız çağda, teknolojik gelişmeler o kadar hızla gelişmektedir ki, bazen sanatçılar toplumların yakaladığı seviyenin gerisinde bile kalabilmekteler.

Sanatınızı duyurabilmek, paylaşmak için yaşadıklarınız…

Heykel Bölümü’nün doğası gereği alanla ilgili çeşitli sanatsal faaliyetlerin yapılması, sergiler açılması, bilimsel yayınların arttırılması için; öğrencilerimizin sanatsal kimliğini geliştirebilmek için atölye ortamında sürekli olarak çalışmalar yapılmış sürekli olarak da yapılmaktadır. Öğrencilerimize sanatı sevdirmek, sanatçı ruhunu aşılamak için sevgi ve saygı ortamında, temel kurallara dayanarak, deneysel atölye çalışmalarıyla, yeteneğin gelişimini sağlayarak, öğrencilerimizin, yaratıcı gücü ortaya çıkarılmaya çalışılmaktadır. Bir yandan da, sanat eğitimcisi ve heykel sanatçısı kimliğimizle, sürekli kendimizi yenileyip yeni düşünceleri ortaya koyarak, üretmek durumundayız. Sanatçı ve sanat eğitimcisi misyonunu sürdürebilmek ve var olmak için çok çalışmak durumundayız.

Heykel Bölümü Lisans mezunlarını, serbest yaratıcı tasarımcı, serbest sanatçı, özel ve kamu kuruluşlarında sanat danışmanı, kütüphane ve müzelerde restoratör, güzel sanatlarla ilgili eğitim ve araştırma kurumlarında akademik eleman, üniversite ve yüksekokullarda da seçmeli sanat dersleri sorumlusu ve eğitmeni olarak hazırlamaktayız. 

 

Yirminci yüzyılın başlamasıyla, ortaya çıkan akımlar ve Teknolojideki yeniliklerin Çağdaş Sanat üzerine etkilerini ve kendi yapıtlarınızla ilgili düşüncelerinizi de açıklar mısınız?

Modern çağda özellikle fizikte yapılan buluşlar, atom çekirdeğini parçalama ve zaman-mekan kavramlarının bilime girmesi, bilimde yaşanan soyut gelişmeler olduğunun en iyi örnekleridir. Atom çekirdeğini parçalama madde kavramı enerji kavramıyla yer değiştirmiştir. Katılığı olan madde artık çözümlenmiş, elle tutulan gözle görülen katı madde olmaktan çıkmıştır. Böylece nesnelere dayalı fiziğin yerini kuvvete dayalı fizik almıştır. Çağdaş sanatı böyle soyut bilim tablosu içerisinde düşündüğümüzde, modern sanatın çağına ve çağının bilimsel evren tablosuna uyum sağlamış olduğu görülür. Bilim ve sanat birbirlerine kaynaklık ederek birbirlerini doğrudan etkilerler.

20.yüzyıl bilimde yeni buluşların yapıldığı, teknolojinin büyük bir hızla geliştiği, düşün alanında birçok fikirlerin çarpıştığı, korkunun yıkımın yaşandığı bir dönem olmuş, bütün kurumlarıyla geçen yüzyılın gerçeklerinden farklı olan bu dönemde geçmişin değerleriyle yaratılacak sanat formu çağın gerçeğini, anlayışını ve ruhunu yansıtamayacaktır. Bu bilinçle sanatsal anlatımda yeni arayışlarla, değişik formlar ortaya çıktı. Bu gereksinimlerden de, kübizm, fütürizm, konstrüktivizm, dadaizm vb. sanat akımları birbirine tepki olarak varolmuşlardır. 20. yüzyıl başlarından günümüze, heykel sanatında karşılaşılan yeni araç gereç zenginliği ve plastik arayış çeşitliliği, daha önceki hiç bir dönemde karşılaşılmamıştır. Geleneksel heykel anlayışı; ahşap, taş, kil gibi doğal gereçlerin biçimlenmesi ve metal döküm esasına dayanmaktadır. Antik Çağdan 20.yüzyıla kadar, heykel sanatında, yontu ve modelaj tekniğin kullanımı ve isimlerini sıraladığım malzemelerin imkanları doğrultusunda yontular ortaya konulmuştur. Teknoloji ve sanat bağlamı açısından, fütürizm ve konstrüktivizm heykel sanatında yeni yaratma alan ve olanaklarının kapılarını açarken, geleneksel  monoton konulardan kurtulma, yeni değerlerin yeni konularla ve yeni teknolojik materyallerle yaratılacağı, özgür bir yaratmanın ancak figürden ve sipariş edilmiş konulardan uzaklaşılarak gerçekleştirilebileceğini ortaya koymuştur. Mekan ve zaman algılaması, çizginin yalnız nesneleri betimleme aracı olmadığı, nesnelerin gücünü, enerjisini vurgulayan eleman olduğu, derinlik ve saydamlığın mekan fikrini vermekte monolitik bir volümden daha elverişli olduğu, statik ritimlerin başlı başına inşacı elemanlar olmadığı gibi eskiye göre farklı plastik düşünceyi de beraberinde getirmiş oldu. Böylelikle, yaratıcı düşünceyi belirli teknik, konu ve plastik değerler içinde sınırlayan geleneksel yapı ortadan kalkmış, çağın her türlü bilimsel ve teknolojik buluşlar birer yaratma aracı olarak görülmeye başlanmıştır. Bilimlerarası ilişkileri, bilim ve sanatın karşılıklı etki ve bağlantılarını inceleyen sibernetik bilimi, tüm görsel ve teknik araçları çağın sanatçısının hizmetine sunmuştur. Coğrafya’nın, deniz bilimlerinin, botaniğin, minerolojinin ve diğer bilim dallarının buluşları ve imkanları sanatsal yaratmada yeni açılımlar sağlamaya başlamıştır. Yaratma sürecinde teknolojik araçlar, sanatçının kısa bir zaman diliminde gerçekleştiremeyeceği yapıtları, gerçekleştirebilme olanağı sağlamış, yaratıcı düşüncenin önündeki tüm engelleri kaldırmıştır. Çağımızda teknolojinin tüm imkanları sanatçının ve sanatın hizmetine sunulmuştur.

20. yüzyılla birlikte teknoloji ve sanatta o kadar hızlı değişimler yaşanmıştır ki, akımlar birbiri arkasına ortaya çıkmış, bir sanatçının aynı anda birçok akım içerisinde yapıtlar verdiğine tanık olunmaktadır.

Günümüz sanatçısı geçmiş dönemlerde ortaya çıkan bu akımların, bir anlamda takipçileri olmuştur. Çağdaş heykel sanatçıları geçmişin bu birikimlerini kendi anlayışları doğrultusunda devam ettirmektedir. Modern Sanatın ortaya koymuş olduğu tüm ekoller benim sanat anlayışımın gelişmesinde mutlaka çok önemli katkılar sağlamışlardır. Figüratif soyutlama anlayışla yaptığım çalışmalarım da, kendi anlayışıma göre yapıtlarımdaki ayrıntıları ayıklayıp sadeleştirerek, soyutlamalara gidilmiştir. Soyut anlayışla yaptığım çalışmalarımda ise, geometrik biçimler organik biçimlerle birlikte bir bütün içerisinde özümsenerek yoğun olarak kullanılmaktadır...

Heykelden bir araç olarak beklentiniz nedir? Genel olarak eğitimde gördüğünüz eksiklikler ve sizin kattığınız değerler nelerdir?

Ortaya konulan sanat yapıtlarının, alıcıyla daha organik bir etkileşime geçmesi gerekmektedir. Yaptığımız heykellerin bir konusu, hikâyesi ve anlamı varsa onu araç olarak kullanabilirsiniz. Üç boyutlu sanatınızla, hem para kazanabilirsiniz hem de toplumsal ve sınıfsal olarak kendinizi tatmin edebilirsiniz. Bu süreç de sanatı bir araç olarak kullanarak,  kendimizi ifade edebilmek  -neyi anlattığımı- izleyiciye gösterebilmek misyonuna sahip olduğunu düşünüyorum. Sanat alımlayıcısının sizin değerinizi belirleyeceğini de ileri sürebiliriz. Sanatçılar, belirli bir kavramı ortaya koyarken biçime yüklenen anlamların izleyici tarafından en sade ve etkin biçimde algılanmasını beklerler. Sanat yaratıcısı olarak, izleyicinin bir yapıtın çevresinde olabildiğince çok vakit geçirmesini isterim. Üç boyutlu yontu sanatını, kendimi en iyi ifade edebildiğim  alan olarak görüyorum. Yeni işler ortaya koydukça kendimle olan ilişkimi de yeniden ürettiğimi fark ediyorum. Yaşam da bu ilişki üzerinden şekilleniyor.  Sanata olan ilgim ve beni üretmeye yönelten de budur aslında. Üçüncü boyutun olanaklarını zorlamak… Form - formül ilişkisi bağlamında, doğanın kendi kendine nasıl var olduğunu çözümlemek, kendi zihnimin de doğanın bir uzantısı gibi algılayarak onun düşünce biçiminin nasıl form haline geldiğini gözlemlemek beni çok heyecanlandırır… Yaratıcı deha, verilerin birbirleriyle olan iletişimlerinden oluşan ağlar… Öncelikle, boşlukta kendisine yer edinerek, dokunma ve görme gibi duyu organlarıyla deneyimlenebilen yontu, bu özellikleri sayesinde alıcıları üzerinde farklı etkiler yaratmaktadır. Üç boyutlu entellektüel objeler, sıradan nesnelerden farklı olarak işaret ettiği kavram ya da nesnelerden aldığı referanslar sayesinde de alımlayıcılara anlamlar aktarır.  Yontu sanatından bir araç olarak beklentim, aktarmak istediğim düşüncelerin alıcılar üzerinde karşılık bulmasına olanak vermesidir.

 

Sanatta zamana bağımlı çalışmanın zorluklarından bahseder misiniz?

Zamana karşı yarışıyor olmak, sürekli gerilimi de beraberinde getirir, tabi ki sanatçılar üzerinde, zamanla yarışıyor olmanın olumlu etkilerinin yanısıra, olumsuz etkileri de fazladır. Sürekli yapıtınıza odaklanma zorunluluğu sizi oldukça rahatsız eder, zamanında sonuçlandıramama kaygısı sanatçıyı yıpratır.

En çok ve keyifle yaptığınız heykel türlerinden örnekler vererek, nedenlerini de bize anlatabilir misiniz?

Sempozyumlarda yaptığım serbest anıtsal çalışmalar beni oldukça mutlu etmiştir, ulusal ve uluslar arası sanatçılarla birlikte aynı mekanda çalışıp yapıtlarımızı ortaya koymak, onlarla birikimlerinizi paylaşmak ülkemi temsil eden insan olarak beni son derece onurlandırmıştır.

 

En çok sevdiğiniz yerli ve yabancı heykeltraşlar hakkındaki görüşlerinizi anlatabilir misiniz?

Yabancı sanatçılardan, Modern heykel sanatının doğuşuna emekleri geçmiş ve öncü nitelikte, önemli temsilcilerinden olan; Rodin, Picasso, Matisse, Henry Moore, Brancusi, Marcel Duchamp, J.Bouys, İ. Naguchi, çalışmalarını çok beğendiğim ve etkilendiğim sanatçılar arasında yer alırlar. Cumhuriyet sonrası, çağdaş heykel sanatçılarımızdan Hadi Bara, Zühtü Müritoğlu, Şadi Çalık, Kuzgun Acar, İlhan Koman’ı, günümüz sanatçılarından ise; Mehmet Aksoy, Remzi Savaş, Ferit Özşen, Meriç Hızal ve Rahmi Aksungur’un yapıtları başarılı ve heykel sanatı içerisinde de önemli bir yere sahip olduğu düşüncesindeyim. Ayrıca bu sanatçılar çağdaş Türk heykel sanatının gelişimine de önemli katkılar sağlamışlardır.

 

Türkiye'deki toplumsal ve politik heykel algısına dair düşünceleriniz nelerdir?

Geride bıraktığımız yüzyıla kadar Türkiye'deki toplumsal ve politik heykel algısı anıt heykeller üzerinden oluşmuş, bunlar daha çok Atatürk heykelleri olmak üzere, bulunduğu şehrin sembolünü yorumlayan meydan heykelleri olarak karşımıza çıkmıştır. 1950'lerden itibaren ise, çağdaş heykeller sokaklara inmeye başlamış; ancak bunların pek çoğu ortadan kaldırılarak yok edilmişlerdir. 1973'te, Cumhuriyet'in 50. yılı anısına sipariş edilen yirmi heykel de olmak üzere; Ayşe Erkmen'in Tünel'deki “Açık Sütun” heykeli, Kuzgun Acar'ın Ankara Gima Binası’ndan sökülen “Türkiye” heykeli, Remzi Savaş’ın Ankara Sakarya Parkı’ndan sökülüp eritilen çalışmaları bunlardan yalnızca birkaçıdır. 2000’li yıllarla birlikte İstanbul’da faaliyet göstermeye başlayan bazı sanatsal oluşum ve etkinlikler, kamusal alana taşan sergi ve bienaller, kamusal alan konusunda bize alternatif bakış açıları sunmuşlardır. Bunlardan, kamusal alanın her an yeniden üretilmesi ve yeniden ele geçirilmesi gereken bir mücadele alanı olduğunu savunan Kamusal Sanat Laboratuarı  ile insani bir ölçeğe işaret eden yayayı ölçüt alan İstanbul “Yaya Sergileri”, ülkemizde katı heykel algısının kırılmasında önemli rol oynamıştır. Türkiye’de heykelin kulvarı zor bir alandır. Ayrıca toplumumuzda heykel kültürümüzün ne derece gelişmişliği sorgulanmalıdır. Toplumsal olarak sanatçılara düşen önemli bir görev ise, bir bütün olarak birbirlerini destekleyerek, üretkenliklerinden hiçbir şey yitirmemelidir. Ülkemizde politikanın ve toplumsal olayların heykele dahil olduğu alan kamusal mekanlara dikilen anıtlarda kendini gösterir. Heykel sanatı toplumsal olayları ve politik tavrı kesinlikle bünyesinde barındırmamalıdır. Ancak propaganda aracı haline gelerek değil, eleştirel ve bilgi aktaran bir yaklaşımla gerçekleştirilmelidir. Güncel olayları işleyebilmek ve heykelin konusu haline getirebilmek için yaşanan toplumsal ve politik gelişmelerin yakından takip edilmesi gerekir. Özellikle günümüz Türkiye’sinde yaşanan onca siyasi ve toplumsal olayların sanatın konusu haline gelmesi gerekmektedir. Biçimin ve kompozisyonun etkin rolünün dışında, heykeltıraşların toplumsal, sosyo-kültürel ve politik konulara ağırlık vererek kendi düşünce ve görüşlerini üç boyutlu yontu diliyle izleyicilerle paylaşmaları gerekir.  Politik heykel alanında Türkiye ne yazık ki çok verimli bir ülke olmayı başaramamıştır. Anıtlar daha ziyade Kültür Bakanlığı’nın ve yerel yönetimlerin siparişleri şeklinde, sanatsal kaygılar olmadan yapılmış, galerilerde de heykel, ticari meta olarak, satışa yönelik üretilmiştir. Ülkemizde üç boyutlu yontu sanatı alanında böyle bir boşluğun olduğu görülmektedir. Önemli çağdaş yontucularımızdan, Kuzgun Acar, İlhan Koman, Mehmet Aksoy ve Rahmi Aksungur’un toplumcu çalışmalarını da  unutmamak gerekir.

Türkiye'de kamusal alan heykelleri arasında beğendiğiniz çalışmalar var mı?

Kentlere insanlar birçok yontular koyuyorlar, ancak bu yontular belli bir danışma kurulu ve komisyondan geçirilerek yapılmalı, kenti yönetenlerin beğenisine bırakılmamalıdır. Yapılan yapıtlar çağın sanat anlayışlarını da yansıtmalı, ancak kentlere yaptırılan çoğu yontular,  tarihi kentin zengin kültürel kimliği altında ezilmiş olarak durmakta olduğuna tanık olmaktayız... Yaptırılan bu yontuların çoğu, profesyonellikten oldukça uzak, amatör kalmış düşüncesindeyim.  Bu yontular konulduğu mekanla hesaplaşmadan alana konuşlandırıldıkları için, ne olduğu pek belli olmayan ve plastiklikten uzak kütle yığınları gibi o mekanlarda durmaktadırlar.

Ancak, Kamusal alanlara çağdaş çalışma yapan sanatçılarımızdan, İlhan Koman yarattığı, “Akdeniz” heykeli, Kuzgun Acar’ın IMC çarsısındaki “Kuşlar” heykeli, Mehmet Aksoy’un, Borsa binasının önüne taştan biçimlendirdiği, “Ayı-Boğa” heykeli ve İzmir Selçuk’ta mermerden yontarak gerçekleştirdiği “Kurtuluş Yolu” Anıtı, Rahmi Aksungur’un Ankara Atatürk Orman Çiftliği içerisinde mermerden yontarak uyguladığı, “Cumhuriyet Tarihi” düzenlemesi, açık alan heykeli adına gerçekleştirilmiş başarılı örnekler arasında gösterebiliriz.



Sizin kamusal alanlara yaptığınız çalışmalarınız var mı? Gelecekte kamusal bir heykel yapmak gibi bir hayaliniz bulunmakta mıdır?

Uluslararası sempozyumlarda ortaya koyduğum yontularım bulunmaktadır. Bodrum kent meydanında “Ada” adlı çalışmam, Sivas Cumhuriyet Üniversitesi giriş kapısıdaki “Anadolu Kadını”, Adana Seyhan nehri kenarındaki parkta, Alanya’da Cuma pazarı kavşağında, Bodrum Aspat’da, Edirne Trakya Üniversitesi Kampüsü’nde, Sosyal Bilimler Enstitüsü’nün önünde, Mimarlık Fakültesi binasının girişinde, Erzurum Atatürk Üniversitesi giriş kapısında, rektörlük binasının önünde, Malatya Battalgazi ilçesinde, Van Erçiş ilçesinde, Kıbrıs Yakın Doğu Üniversitesi Kampüsü’nde, Sakarya, Sapanca ve daha birçok ilimizde, kamusal çalışmalarım bulunmaktadır. Yine gelecekte, eski bir kentin meydanına ya da, bir ara sokağına heykel yapma düşüncelerim bulunmaktadır; “Ben buradayım” diye bağırmayan fakat orada yaşayan yontular. Benim hayalim sadece kendi düşüncelerim değil, insanların düşüncelerinden de yola çıkarak Türkiye’nin çok kültürlülüğünü yansıtan birçok yontular gerçekleştirmektir. Her idealist yontucunun bir ütopyası olmalıdır. Benim için kamusal yontu-açık alan heykeli, sadece bir refüjün ortasına ya da bir parkın köşesine dikilmiş dikey bir plastik yontu değil, bulunduğu kentin, çevrenin belleğiyle hesaplaşan, fiziksel ve düşünsel alışverişi olan, günlük yaşamın bir parçası haline gelerek bireylerin aktif katılımını sağlayıp üzerinde dolaşabildikleri ya da dinlenebildikleri özgün bir yapı olmalıdır. Bu yüzden kalabalığın yoğun olduğu bir meydanın kendisini, geçmiş birikimiyle birlikte ele alıp, heykel gibi yontarak düzenlemeyi hayal ederim.

Bir heykeltıraş olmanın özellikleri nelerdir? Bir heykeltıraş nasıl olunur?

Öncelikle bu alanda kalıcı olabilmek için, mesleğimizi çok sevmemiz gerekiyor. Çağımız sanatçısı bireysel hareket etmek zorunda olduğu için, iyi bir donanıma ihtiyaç vardır. Sanat alanında yeteneğin katkısı yüzde birdir, geri kalanın yüzde doksan dokuzu çalışmadan geçmektedir. Yontu alanda var-olabilmek, çok çalışmak sürekli kendini yenilemek, dünyada olup biten her şeye algılarımızı açık tutmamız gerekiyor. Alt yapıyı iyi oluşturup çerçeveyi sanatsal bilgiyle doldurmamız gerekiyor. Yontucu entelektüel bir birikime sahip olmalı, tek yanlı araştırma yapmamalıdır. Her konuda okuyup bilgi sahibi olan kişi daha yaratıcı olacaktır. Çağımızın genç sanatçı adayları çağdaş ve yeni gelişmelere, yeniliklere açık olmalıdır.

Antik dönem geçmiş zamanlardaki ortaya konan çoğu yontularda birinci derecede sanatçının sorunu; kütlenin düzenlenmesi veya planlanması ile, yani katı formla ilgilidir. Afrika, Hindistan, Yunan, Meksika, Mısır, Ortaçağ ve Rönesans yontusuna bakıldığında sanatçıları en çok ilgilendiren şeyin, kütlelerin şekillendirilmesi olduğu gözlenmektedir. Çağımızdaki yontucunun sorunları daha da farklılaşmıştır. Sanat artık bireysel bir ifade biçimine dönüşmüş durumdadır.

Her insanın kendine ait bir konuşma dili nasıl mevcutsa, sanatında evrensel olan bir dili vardır. Bu bir insanın imzası sesi gibidir. Kendine aitlik, özgün, dünyaya bakıp kendi görüşüyle yorumlamasıdır. Genç bir sanatçı adayının, plastik dili ortaya koyacağı bütün işlerinde hissedilmelidir. Bir yapıtın kendisi görsel olarak izlendiğinde sanatçısı hakkında bizlere bilgi verir. Çoğu sanat yapıtlarının hangi sanatçıya ait olduğunu sanatçıları tanımasak da, işlerindeki kullanmış olduğu plastik anlatım dilinden tanıyabiliriz. Onun için hangi çalışma olursa olsun sanatsal ifade biçimimiz hep aynıdır değişmez, bu bütün genç sanatçı adayları için de değişmemelidir. Biçimin bir dili vardır. Bir biçim kimi zaman başka bir düşünceyi çağrıştırabilir, yeni etkilenmelere yol açabilir ve sanatçıyı harekete geçiren başlangıç düşüncesi yeni düşünceler doğurabilir.

Yontucu, doğmaya çalışan yeni düşüncelere her zaman açık olan kişidir. Dolayısıyla, tıpkı bir tohumun filizlenmesi gibi gelişip olgunlaşan bir izlenim ya da etkilenim, kişiyi ve dünyasını karşılıklı bir ilişkiye sokan süreç sonunda, bilinçli bir çalışmayla desteklenerek yavaş yavaş billurlaşıp bir nesne aracılığıyla somutlaştıklarında hiçbir nesneye gerçekte benzemeyen ve adeta tüm dünyayı anımsatan birer varlık haline gelirler. İşte içsel sorgularını yol boyunca karşısına çıkan yeni düşüncelerle, oluşlarla zenginleştiren sanatçı böyle bir oluşum içinde umuda giden yol öz yaşamla birleşerek kendi içinden geçen bir yolla kesiştiğinde, kimi zaman bir daireyi “Uzamın Yolcusu”na dönüşmesini sağlayacak, kimi zaman da bir yerden başka bir yere gitmenin, bir düzlemden başka bir düzleme geçişin simgesi olarak gök ile yer arasında “basamaklar” aracılığıyla bir köprü kuracaktır.

Bizim meslekler bire bir eğitimi gerektirdiğinden, genellikle usta çırak iletişimiyle sanat eğitimi süreci devam eder. Çalışkan öğrenci hoca tarafından sürekli desteklenerek ödüllendirilir. Heykeltıraşlık mesleği diğer mesleklerden biraz daha fazla özveri ister. Bu mesleği sanat eğiticisinin öğrencisine sevdirmesi gerekir. Bu da hocanın güçlü bir sanatçı olmasından geçmektedir. Öğrenci hocasına inanmadıkça öğrenciden başarıda beklenemez. İyi bir sanat eğiticisinin, iyi bir yaratıcı sanatçı olması gerekmektedir. Aksi takdirde başarılı sanatçı adaylarını yetiştiremeyebilirler.

 

Heykel sanatı üzerine başka neler söylemek istersiniz?

Heykel, bir galeri mekânına bağımlı olmayışıyla zaten önemli bir yerde durmaktadır. Formun, onun birincil özelliği ve önceliği olduğu algısının kırılmasıyla daha özgür bir alana taşındığı ileri sürülebilir: Heykel sanatı, ülkemizde resimden sonra evlere yavaş yavaş girmeye başlayarak yaşamamızda yerini alıyor ve bilinçli olan izleyici kalitesi artmaya başlıyor. Kaybettiği anlamlar ise giderek hak ettiği yeri bulamıyor. Öncelikle heykel sanatının adı, heykel kavramı son 20-30 yılda inanılmaz esnetildi ve genişletildi. Çağdaş sanatın birçok örneği ve anlatım dili heykel kategorisine dâhil edildi. Heykel sanatçısının çoğu zaman içsel bir sorgu ile başladığı çalışmalarında yaratıcı sürecin başlangıcını oluşturması açısından, yaratıcı karşılaşma anının yoğunluğu, ilk hareket öyküsünü en önemli faktörlerinden biri olmakla birlikte yaşam, birikim, deneyim, gerçek, duruş gibi kavramların eşlik ettiği yolculuk sonunda bir düşüncenin biçimlenişindeki yerini alabilmesi ancak, çalışma süreci içerisindeki yapıtın oluşumu ile birlikte söz konusu olmaktadır. Artık heykel geleneksel anlamda, sadece mermerden ya da bronzdan üretilmiş üç boyutlu figüratif ya da soyut bir kompozisyon tanımının çok ötelerine ulaşarak, geçmişin biçimlerinden aşama aşama evrimleşmiş, bu dönüşüm, yaşanan her yüzyılın getirdiği yenilik ve değişimlerin sonunda kaçınılmaz olmuştur.

Gelinen bu noktada heykel sanatının ele aldığı konular da farklılık ve çeşitlilik göstermeye başlamış, yüzyıllarca figüratif biçimle ortaya konan heykel örnekleri, toprağa çizilmiş geçici patikalar olarak da karşımıza çıkmaya başlamıştır. Bu anlam ve biçim kaymaları, heykeli kendini çağın gerekliliklerine göre yenileyen, tazeliğini koruyan bir anlatım dili olmasını sağlamaktadır. Heykel Sanatı, günümüzde çok büyük bir dönemeçten geçmektedir. Post modernizm ile heykel, ya tamamen değişecek ve güncel çalışmaların arasına karışıp evrim geçirecek ya da klasik kurallara bağlı olarak üretilen akademik heykelin değeri daha da anlaşılacaktır. Akademik heykel eğitimi, heykel sanatının geldiği noktada çok önemli birikimleri öğrencilerine aktarıyor. Akademik olarak, tabi ki bir alt yapı eğitim verebilmek için bazı kurallar gerekmektedir. Aksi bir durumda eğitim vermek olanaksızlaşır. İşte bu yontuya ait durumlar da binlerce yıllık heykel sanatına ait bazı genel geçer kurallardan oluşmaktadır. Kompozisyon, orantı, denge, form bilgisi gibi konular. Bunlar heykel yaparken bizlere yardımcı olan önemli donelerdir.

Günümüzde, bir yandan da gelişen yeni sanatsal formlar var. Güncel sanat anlayışı, yontunun alanlarını da genişletmiş, sanatçıları daha da özgürleştirmiştir. Bu durumun, modern heykel sanatına katkısı olacaktır. Düşüncenin forma yansıması noktasından bakılacak olursa; modern-post modern yaşam durmadan kabuk değiştirmektedir. Arabadan, cep telefonlarına kadar yepyeni tasarımlar hayatımızı ve beğenilerimizi biçimlendirmektedir. Toplumun formla ilişkisini derinden etkileyen ve bu mekanikleşen yaratıcı mekanizmalar,  hayatı hızla değiştirmekte, sanatçının hayata katabildiği ve kabul gören formların, var olan düzenin ortaya koyduklarının yanında yok gibi durmaktadır.  Kamusal alanlara konulan yapıtlar, politik bağlamdan koptukları oranda süs eşyasına dönüşmekte, yaratıcı insanların sınırlarını resim ya da heykel olarak adlandırmaktan çok yeni ifade araçları melezleyen deneyen anlayışlar sayesinde şekillenmiş olduğu düşünülebilinir. Heykelin bir sanat olarak varlığı yok gibidir; buna karşı, sanatın kendini yeniden var ederken heykelin form ve mekân ilişki temeli ve birikiminden faydalanması, yontunun kendini yeni tanımlar üzerinden inşa etmesini olanaklı kılmaktadır. Bugün için her alanda olduğu gibi yontu alanında da hızlı bir değişim söz konusudur. Teknolojik ve bilimsel alanlardaki gelişmelerin gerçeklik algıları üzerinde yarattığı değişimleri ve üretim aşamalarında sağladığı yeni imkânları, heykel sanatı için kazanımlar olarak kabul edebiliriz. Bireysel olarak üretim sürecinde daha kusursuz sonuçlar elde etmek için, teknolojinin sanatçılara sağladığı imkânlardan yararlanabildiği ölçüden daha fazlasından yararlanmak gerekmektedir. Bu durumun konu seçimi olarak da sanatçıyı daha fazla besleyeceği gerçektir.

Heykel sanatında yeni akımlar ve üretim imkânları ortaya çıksa da öncekiler varlıklarını bir şekilde sürdürmeye devam ediyorlar. Bu anlamda üretilen yeni anlamları kayıplar olarak değil de yontu anlamında kazanımlar olarak kabul edilebilir.

Sanat eğitimi veren kurumlar, geleceğe sanatçı adayları nasıl hazırlamalı? Bu alanda yetişen genç nesle önerileriniz nelerdir?

Sanat eğitimi veren kurumlarda uygulanacak eğitim, sanatçı adayına daha sonra kıramayacağı akademik kalıplar yerine, düşünme ve yaratmada çok yönlü seçenekler vermeli, geçmişin ve günümüzün sanatını çözümleyen, araştıran insanlar olarak yetişmelerini sağlayacak doğrultuda gerçekleştirilmelidir. Bu tür bir donanımla yetişen sanatçı adayları, sanat serüvenine atılma cesaret ve inancını kendinde bulabilecektir.

 

İzmir, Swissotel Büyük Efes, Büyük Efes Sanat’ın “Sanatuar” projesinde Erzurum Atatürk Üniversitesi G.S.F. Resim ve Heykel Bölümü bu yıl ki misafir üniversitesidir. Resim ve heykellerden oluşturduğunuz bu sergiden biraz bahsedebilir misiniz?

Bu sergiyi organize eden Swissotel Büyük Efes’e, Efes Sanat’a ve size çok teşekkür ediyorum. Bizim hocalarımızın ve yüksek lisans öğrencilerimizin çalışmalarının bir arada sergilendiği eserlerimiz, Ege’nin merkezi konumunda bulunan İzmir’de,  aralık sonuna kadar izleyicilerle buluşacaktır. Bu sergide yer alan ve modern anlayışta ortaya konulan bu çalışmalar, Erzurum Atatürk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi ‘resim’ ve ‘heykel’ bölümlerini temsil etmektedir.  Sonuç olarak diyebiliriz ki, sanat eğitimi, insanoğlunun, çağının kültür düzeyini zenginleştirmesinde katkıda bulunan, hayatı olumlu yönde geliştiren kutsal bir uğraştır.
 

 

Doç. Dr. Mustafa Bulat
Atatürk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Heykel Bölüm Başkanı
08.10.2013, Erzurum – Türkiye