Meriç Aktaş

Prof. Kaya Özsezgin ile...
Facebook'ta paylaş

BİR ELEŞTİRİ... BİR ELEŞTİRMEN...

PROF. KAYA ÖZSEZGİN İLE...

11 Nisan 2013

 

 

bugungugece.com sayfası için...

 

 

Söyleşiler

 

Bir duayen...

 

Türk Resim Sanatı'nın en önemli isimlerinden eleştirmen Prof. Dr. Kaya Özsezgin 1960'lı yıllarda dahil olduğu resmi ve eleştirmenliği anlatıyor...

 

1950 öncesi ve sonrasında Türk Resim Sanatı’na baktığımızda üzerinde durulması gereken ne gibi süreçler oldu? Devletin etkisi neydi?

1950 öncesini ve sonrasını ayıran kesin sınırlar yok. Osmanlı’nın geç dönemiyle Cumhuriyet dönemi arasında, temeldeki çizgiler saklı kalmak koşuluyla ayrımlar saptamak mümkün. İkinci Meşrutiyet hareketi ve onu izleyen yıllar Osmanlı’nın Balkanlarda toprak kaybettiği ve I. Dünya Savaşı’nın yarattığı sorunlarla boğuştuğu dönemdir. Avrupa’dan ve Kırım üzerinden İstanbul’a ulaşan sanatçı akını, Güzel Sanatlar Birliği’nin Galatasaray Sergileri’yle 1916’da örgütlenmeye başlayan gelişmelerde dolaylı ölçülerle birtakım etkilerin oluşumunu hızlandırmış olsa da 1900’lerin başında Fransa’ya giden Akademili ressamların oradan getirdiği “yenilik” arayışlarının kendi yerel mantığı içindeki konumunu fazlaca değiştirmemiştir. Boyaresim tekniğinin İstanbul doğasına ve ışığına uyumlu yapısı bu süreçte başlıca etken olarak dikkat çeker. Cumhuriyetin kurulduğu ilk yıllarda yeni devletin sanattan ve sanatçıdan beklediği destekleyici tavır, Batı kültürünü temel kurumlarıyla devlet yapısında etkili kılacak düzeylerde benimseyici doğrultudadır. Bu anlamda sanat yeni bir dönemece girmiş, sanatçının toplum kesimleriyle ilişkisi daha somut boyutlar kazanmıştır.

Sanatçıların Anadolu kentlerine gönderilmesi, İstanbul’da Atatürk’ün girişimiyle Resim ve Heykel Müzesi’nin kurulması, Devlet Sergileri’nin başlaması, Akademi’nin yaşadığı reform hareketi, 1950’li yıllara doğru gelecekteki oluşumlar için hazırlayıcı unsurlardır. Bu aşamada devletin katkısı, sanatçı açısından kurumsal bir değer taşır.

Siz hangi noktada bu sürece dahil oldunuz? Birkaç anekdot paylaşabilir miyiz? İlk yazdığınız eleştiri neydi?

Benim bu sürece dahil olmam, 1960’lı yılları kapsar. Bu tarih, Ankara Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi, Sanat Tarihi Bölümü’nden mezun olduğum yıldır. Galeri sayısı, sanat etkinlikleri sınırlıdır. Forum Dergisi’nde çıkan yazılarım, birkaç gazete dışında ilk yazılarımdır. Bu yazılarım, beni dergiyle tanıştıran Bilge Karasu aracılığıyla olmuştur. Bir iki amatör gazeteyi saymazsak Ankara’da dergilerde başlayan yazarlık serüvenim, 1970’li yıllardan itibaren Milliyet Sanat Dergisi’nde aralıksız olarak 1990’lı yıllara kadar sürmüştür. İlk yazımı anımsamam mümkün değil, ama Ankara’da açılan bir sergiyle ilgili olduğunu söyleyebilirim.

 

Akademi’de sanat eğitimi gören ilk kuşak neyin ihtiyacı içinde idi? O dönemde sanat adına neler oluyordu?

Akademi’nin kuruluşundan 1900’lü yılların başına gelinceye kadar kuşak kimliği içinde görebileceğimiz sanatçılar olmadı. Sivil eğitime geçildiği o dönemde Batı ile doğrudan ilişkiler ve sanat eğitimini batılı modellere göre kurma yönünde atılımlar oldu. 1910’da Akademi’yi bitirip Fransa’ya giden ‘Çallı Kuşağı’ ile ilk ciddi yöneliş başlamış oldu. Paris’te akademik sanat eğitimi veren okullarda uzmanlık çalışması yapan Çallı ve arkadaşları, gördükleri eğitimin aksine daha yumuşak bir espriyle döndüler. İstanbul’un doğasından ve güneşinin ışığından etkilenerek ‘yarı izlenimci’ bir anlayışı benimsediler.

Eleştiri nedir? Eleştiriye neden ihtiyaç vardır? Kimler yazmalıdır, yazmaktadır? İlk eleştiri yazarları kimlerdi? Eksiklikler neydi?

Sanatın ayrılmaz bir bileşenidir sanat eleştirisi. Çünkü sanatın yoruma ve değerlendirmeye ihtiyacı vardır. Aksi halde değer yargıları yerini bulmaz. Ancak bu alana yönelecek olanların sanat tarihi eğitiminden geçmeleri ve sanat gelişmelerinin içinde olmaları gerekir. Sanat eleştirmeni, öncelikle yazarlık vasfına sahip olmalıdır. Bizde bu anlamda eleştirmen kuşağının yetişmesi 1960’lı yıllara doğrudur. Daha önce sanatçı kimliklerinin yanı sıra eli kalem tutan ressamlar, bu boşluğu doldurmaya çalışmışlar. Şair ve yazarlar arasından da eleştiri alanında verimli olmuş kişiler vardır.

 

İyi bir yazar olmak için neler yapılmalı?

İyi yazar olabilmenin okulu yoktur. Her alanda olduğu gibi özel anlamda sanat yazarlığının genel anlamda yazarlığın ilk koşulu, “okuma”yı öğrenmek ve okunacak yapıtları seçebilmeyi kolaylaştıracak temrinlerden geçmektir. Sanat yazarlığının bir başka koşulu da sanatçılarla ve sanat yapıtlarıyla düşüp kalkmayı öğrenmek, sanat olaylarının ve gelişmelerin içinde olmak, sanat yapıtlarının üretim aşamalarını yakından izlemek, sanat literatürünün temel kitaplarını karşılaştırmalı bir yöntemle okumak, sanat olgusunun niteliği üzerine yorum geliştirici yetenekler edinmektir.

Eleştirmen gözüyle sanat piyasasına baktığınızda galerilerin gidişini nasıl görüyorsunuz? İyi bir galerici nasıl olmalıdır?

Sanat galericiliği, içinde pişilmesi gereken ve özel bilgi ve beceri gerektiren bir meslektir. Avrupa’da modern akımların başlamasıyla bu mesleğe giren ve gerek sanat piyasasının oluşumunda gerekse sanatçılarla izleyiciler ve meraklılar arasında köprü olmayı başaran büyük galericiler, aynı zamanda yeni akımların gelişip yaygınlaşmasında doğrudan işlev üstlenmişlerdir. Bizde ise devletin bu konudaki katkısı dışında özel galericiliğin ancak 1960’lı yıllardan sonra geliştiği söylenebilir. 1950’li yıllarda İstiklal Caddesi’ne açılan bir sokakta hizmete giren Maya Galerisi, kısa ömürlü olmuş ve bugün anladığımız anlamda bir sanat galerisi olmaktan çok, sanatçıların ve yazarların buluştukları bir mekân olarak hizmet vermiştir. 1970’li yıllarda İstanbul’da Baraz ve Cumalı galerilerinin yanı sıra başka birkaç galeri, Ankara’daki benzerleri gibi giderek yaygınlaşan sergi ve bir ölçüde de piyasaya yönelik etkinliklerin oluşumunda pay sahibi olmuşlardır.

 

İyi bir galerici, sanat kültürüne ve bilgisine sahip olmalı, gelişmeleri ve sanatçı girişimlerini yakından izlemeli, iyi sanatın kökleşmesinde ve piyasa bulmasında kendi tavrını üstlenebilecek bir konuma gelebilmenin yollarını açabilmelidir. Galericilik mesleğinin incelikleri, bu mesleğe bilinçli adım atıldıktan ve kademeli bir süreçten geçtikten sonra rayına oturabilir.

Müzayedecilik nedir? İyi bir müzayede nasıl olmalı?

Müzayedecilik, kendi içinde özel bilgi ve beceri gerektiren bir pazar etkinliğidir. Sanat piyasasının oturmasında galerilerin yanında müzayedecilerin de katkısı vardır ve olmalıdır. Çağdaş sanat yönünde birikimlerin geç oluştuğu bizim gibi ülkelerde müzayede ortamının gelişmesi birtakım yan koşullara bağlıdır. Örneğin; sanatçıların ve sanat yapıtlarının genel piyasa ortamında maddi değer ölçütlerine bağlı bir skala oluşturabilir ve bu, belirli bir düzeye gelmenin ilk koşuldur.

Bizde, son on yıllık gelişmelere bakılırsa, geç başlamış olmasına karşın çağdaş sanat yapıtlarını pazarlamaya yönelik müzayede etkinliği hızlı bir gelişme göstermiştir. Bunda, 2000’li yılların başından itibaren özel müzelerin kurulmasının ve piyasaya yapıt sürülmesinde aktif bir yöntemin söz konusu olmasının payı var.

İyi bir müzayedeci, sanat yapıtlarının piyasa değerlerini yakından izlemeli ve gölgede kalmış yapıtların piyasaya sürülmesini sağlayacak güvenirlik koşulunu üstlenmelidir. İstanbul’da Artam Antik A.Ş’nin bu yolda önemli bir mesafe aldığını söyleyebiliriz.

Koleksiyonculuk nedir? Alım yaparken nelere dikkat edilmelidir? Özellikle genç sanatçıların eserlerini alırken..

Hangi dalda olursa olsun, koleksiyonculuk öncelikle bir “hobby”dir. Biriktirme eylemi, kültür misyonu olma özelliğini kazandığı andan itibaren gerçek anlamda koleksiyonculuk başlamış demektir. Sanat koleksiyonu yapanlar açısından bu “tutku”nun verimli hale gelmesi, sanat yapıtları, ürünler, sanatçılar, akımlar ve eğilimler konusunda kapsamlı bilgi sahibi olmakla mümkündür. Günümüzde bu işin zor olduğu kuşku götürmez. O nedenle, bu uğraşı asıl uğraş alanlarının yanı sıra yürüten, o nedenle de işin zorluğunu üstlenemeyenler, danışman kullanarak güçlükleri belli ölçülerde aşabilirler.

Alım yaparken dikkat edilmesi gereken noktaların başında, alınacak yapıtları (sanatçıları) doğru seçmek, eserin sahte olup olmadığını iyi kontrol etmek, aynı sanatçının yapıtları ve dönemleri arasındaki ilişkileri yakından incelemek gelir. Genç sanatçıların yapıtları konusunda güçbeğenir olmak ve yatırım yapılacak isimleri, ilerde yanılma payına meydan vermeyecek bir doğrultuda saptamak kaçınılmaması(kaçırılmaması) gereken noktalardır.

 

Sanat eserlerinde sahtecilik ve taklitçilik konusunda ne düşünüyorsunuz?

Piyasa açılımı geliştikçe prim yapacak isimler üzerinde spekülasyon yaratacak eylemlerde bulunma girişimleri doğaldır ki artacaktır. Nitekim öyle olmuş ve olmaktadır. Özellikle bugün yaşamayan sanatçıların yapıtlarının sahtelerini üretmeye yönelik çabalar müzayede ortamlarında zaman zaman dikkat çekmektedir. Koleksiyoncuların uyanık olmalarından ve yapıtları incelemeden, danışmanlara başvurmayı ihmal etmemelerinden başka çözüm yolu yok. Şimdi alınmış olup da ilerde sahte olduğu konusunda kuşkuları üzerine çeken eserlere tanık olacağız. İşin kurnazlık ve sahtecilik oyunları, biraz da zokayı yutanlara yönelik olacaktır.

Sanatçının kendini yenilemesi ya da tekrar etmesindeki handikaplar nelerdir sizce?

Sanatını akan zaman içinde yenileyen ve böylece tekrar tehlikesini bertaraf etmeyi başaran sanatçılar, kalıcı olma şansını da ele geçirmeyi bilenler arasından çıkar. Belli kalıplar üzerine oturmayı kişilik olarak niteleyenler kuşkusuz yanılıyorlar. Ana espriye sadık kalarak yeni nüans arayışlarına giren sanatçılar, sanat tarihinde öne çıkmayı başarmış olanlardır.

 

Sanatçı menajerliği ve sanat yöneticiliği hakkında ne düşünmektesiniz?

Sanatçı menajerliği, bizde yerini bulmuş ve uygulama alanı yaratabilmiş bir meslek değil. O nedenle sanatçılar, çoğu zaman galerilerle aralarındaki iş sözleşmelerini bizzat yapmak ve alıcı karşısında ona bizzat muhatap olmak zorunda kalmaktalar. Sanat yöneticiliği ise, küratörlükten başlayarak sanatçı etkinliklerini organize etme ve piyasada işlev edinme mesleği olarak bizde henüz ortaya çıkmış sayılmaz. İleriye yönelik gelişmeler ve sanat eğitimi içinde sanat yönetmenliğinin kavranılır ve ihtiyaç duyulur bir aşamaya gelmesiyle, bu yolda da adımlar atılmasını bekleyebiliriz.